Birine saati söylemeniz gerektiğinde Almanca size iki seçenek sunar: resmî, dijital-saat tarzı, Es ist vierzehn Uhr dreißig (14:30) gibi, ve halb (yarım), Viertel (çeyrek), nach (geçe) ve vor (kala) sözcüklerinden kurulan daha konuşma diline özgü, gündelik bir tarz.
Birçok öğrenen için en büyük tuzak burada yatar. Bazı dillerde "üç buçuk" demek, üçüncü saatin çoktan geçtiği ve bunun üstüne bir yarım saat daha eklediğiniz anlamına gelir — 3:30, henüz biten saatten ileriye doğru sayarak. Almanca bunun tam tersini düşünür: halb drei, üçü buçuk geçe demek değildir, üçe doğru yarısı demektir — yani halb drei, 3:30 değil, 2:30'a eşittir! Almanca her zaman gelmekte olan saate bakar ve ona doğru olan uzaklığı ölçer, henüz bitmiş olan saatten saymak yerine. Tuzağa düşmemek için şu numarayı kullanın: bir sayıyla birlikte halb duyduğunuzda gerçek saati bulmak için o sayıdan bir çıkarın — halb vier 3:30 demektir ve halb neun 8:30 demektir.
Viertel daha basittir: Viertel nach drei 3:15 demektir (üçü çeyrek geçe) ve Viertel vor vier 3:45 demektir (dörde çeyrek kala) — tıpkı Türkçede "dörde çeyrek kala" der gibi.
Bu dersin ikinci odağı, edatların zaman ifadelerine nasıl eklendiğidir. Birçok dil her şey için tek bir çok amaçlı edat kullanır — pazartesi günü, ocakta, saat dokuzda — ama Almanca zaman biriminin türüne göre özenle ayrım yapar: am, haftanın günleri ve tarihlerle kullanılır, am Montag ve am 15. März gibi; im, aylar ve mevsimlerle kullanılır, im Januar ve im Sommer gibi; ve um, yalnızca saat ile kullanılır, um neun Uhr ve um halb zehn gibi. Bu üçü asla birbirinin yerine geçmez ve bu, çeviriyle tahmin edilebilecek bir şey değil, ezberlenmesi gereken sabit bir kuraldır.
En yaygın hata, halb'i sezgisel biçimde "buçuk geçe" olarak okumak, halb drei'nin aslında 2:30 demek olduğu hâlde 3:30 demek olduğunu varsaymaktır — gerçekten kaçırılan randevulara yol açabilecek bir karışıklık, o yüzden kuralı kendiliğinden hâle gelene dek tekrarlayın.