Birçok dil bir ricayı please ya da would you mind gibi ek bir sözcük veya ifadeyle yumuşatır, fiil biçiminin kendisi ise aynı kalır. Almanca farklı bir şey yapar: kibarlığı ve olasılığı işaret etmek için tamamen farklı bir fiil biçmini devreye sokar; buna Konjunktiv II denir.
Temel fikir şudur: yalın şimdiki zamanda (Indikativ) Ich will Wasser demek, kaba bir talep gibi, resmi ortamlarda neredeyse kaba bir izlenim verir. Ama Konjunktiv II'ye geçmek — Ich möchte Wasser ya da Ich hätte gern Wasser — ricaya nazik bir mesafe yaratır, kabaca eğer mümkünse, isterdim gibi. Birçok dil aynı yumuşatma etkisini ayrı bir kibar ifadeden alır; Almanca ise bunu doğrudan fiilin çekimine yerleştirir.
Bu düzeyde henüz tam Konjunktiv II sistemine ihtiyacınız yok — o, daha sonra gelecek olan dilekler ve gerçek dışı koşul cümleleri için de kullanılır. Şimdilik, günlük durumları karşılayan üç hazır araç yeterli:
möchte, mögen'den: basit bir rica için, Ich möchte einen Kaffee'de olduğu gibi. hätte gern: dileğin üzerinde ekstra vurgu olan bir rica için, Ich hätte gern einen Tisch'te olduğu gibi. würde artı cümlenin sonunda bir mastar: neredeyse her fiille çalışan, çok amaçlı bir örüntü, Ich würde gern nach Berlin fahren'de olduğu gibi.
Bir ifadeyi başka birine yöneltilmiş kibar bir soruya dönüştürmek için, aynı fiilleri özne ve fiil yer değiştirmiş halde kullanın: kaba emir Helfen Sie mir! yerine, could you help me anlamına gelen Könnten Sie mir helfen?
En yaygın hata, restoranlarda ve dükkânlarda möchte yerine will'e başvurmaktır, çünkü will daha doğrudan I want'a karşılık gelir. Ama Ich will ein Bier Alman kulağına can sıkacak kadar kaba gelir, bir çocuğun talebine daha yakındır, oysa Ich möchte ein Bier, bitte herkesin gerçekten kullandığı doğal, kibar ifadedir. Basit kural: yabancıların yanında ya da resmi durumlarda will'den kaçının ve bunun yerine möchte, würde ya da hätte gern'e başvurun.